Cumhurbaşkanı Erdoğan: Irk, mezhep, din, dil, köken ayrımını reddediyoruz

11 Mar 2026 - 15:50 YAYINLANMA

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına toplantının ülke, millet ve demokrasi için hayırlara vesile olmasını dileyerek başladı.

Konuşmasında, İstiklal Marşı'nın kabulünün 103. yıl dönümüne değinen Erdoğan, milli marşın sadece bir şiir değil, milletin varlık ve yokluk mücadelesinin bir belgesi olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan akabinde sözü, bölgede yaşanan gelişmelere getirdi. 

ABD-İsrail, İran savaşından bahseden Cumhurbaşkanı Erdoğan, masaya ve müzakerelere dönülmesi gerektiğini söyledi. 

"SADECE İNSAN VARDIR"

Dost ve kardeş ülkelere de Türkiye'nin sırt çevirmeyeceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Burada şunu da ehemmiyetine binaen özellikle ifade etmek istiyorum: Biz, bölgemizin tamamına olduğu gibi kardeş İran halkına da 'Bu Şii'dir, bu Sünni'dir, bu Türk'tür, bu Kürt'tür' diye hiçbir zaman bakmadık ve bakmıyoruz.

Millet olarak bizim için Türk, Kürt, Arap, Şii, Sünni değil, sadece insan vardır. İster yanı başımızda ister dünyanın öbür ucunda olsun; haksızlığa uğrayan, mağdur edilen, sıkıntı çeken kim varsa biz onun yanındayız." dedi. 

"HAZRETİ ALİ BİZİM, HAZRETİ ÖMER DE BİZİM"

"Daha önce komşumuz Irak'ta bunu yaptık. 15 sene evvel kıtlıkla boğuşan Somali'de bunu yaptık. 13,5 yıl boyunca komşumuz Suriye'de bunu yaptık. 5. yılına giren Rusya-Ukrayna arasındaki savaşta bunu yapıyoruz. Sudan'da, Lübnan'da, Yemen'de, Libya'da ve daha pek çok yerde bunu yaptık, yapmaya da devam ediyoruz.

 

Irk ayrımını, mezhep ayrımını, din, dil, köken ayrımını reddediyoruz. Daha önce de söyledim, bugün üzerine basarak tekrar ediyorum: Bizim Sünnilik, Şiilik gibi bir dinimiz yok. Bizim tek bir dinimiz var, o da İslam. Hangi itikatla olursak olalım, bizi bütünleştiren ortak paydamız yine İslam.

Mezheplerimizden, kökenlerimizden önce hepimiz insanız ve Müslümanız. Hazreti Ali bizim, Hazreti Ömer de bizim. Hazreti Osman bizim, Hazreti Hasan ve Hüseyin de bizimdir. Hazreti Ayşe validemiz bizim, Hazreti Zeynep annemiz de bizimdir.

 

"KARDEŞLİK HUKUKUMUZA ZARAR VEREN TARTIŞMALARDAN UZAK DURULMALI"

Özellikle bu dönemde bir annenin çocukları anlamına da gelen 'ümmet' kavramının temsil ettiği manaya daha sıkı sarılmamız gerekiyor. Bunu şunun için söylüyorum: Son günlerde sosyal medyada mezhepçiliğin körüklendiğine, asırlık tartışmaların yeniden ısıtılmak istendiğine şahit oluyoruz.

Savaşın bir cephesi olarak gördüğümüz bu tehlikeli tartışmalara karşı hem milletimizi hem de bölgedeki tüm kardeşlerimizi dikkatli olmaya çağırıyorum.

Menşei bundan 13-14 asır öncesine uzanan muhataralı meselelerin bugün tekrar gündeme getirilmesi asla tesadüf değildir. İster dini, ister siyasi, ister tarihi olsun; bugün bize faydası olmayan, aksine nefreti körüklemesi, fitneyi büyütmesi sebebiyle kardeşlik hukukumuza zarar veren tartışmalardan uzak durulmalıdır.

Şunu lütfen unutmayalım: Şiiler, Sünniler olarak; Araplar, Türkler, Kürtler ve Farslar olarak bütün farklılıklarımıza rağmen yüzlerce yıldır bir arada yaşıyoruz. İnşallah bu çatışma ve savaşlar bittikten sonra da yine bir arada, barış içinde yaşamaya, aynı coğrafyayı ve aynı kaderi paylaşmaya devam edeceğiz.

Bölge halkları olarak zaten mağduru olduğumuz bir çatışmanın daha büyük yaralar açmasına müsaade etmemeliyiz. Siyonist katliam şebekesinin elin taşıyla elin kuşunu vurma oyununa kesinlikle gelmemeliyiz.

AYAKTA ALKIŞLANDI

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sözlerinin akabinde de dakikalarca ayakta alkışlandı. 

"CEPHELER ARKA ARKAYA ÇÖKMEKTEYDİ"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstiklal Marşı'nın kaleme alındığı dönemin zorlu şartlarına dikkati çekerek, dönemin Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey'in o günlere dair anlatımlarından örnekler verdi.

Erdoğan, Hamdullah Suphi Bey'in şu sözlerini anımsattı;

"O günlerde cepheler arka arkaya çökmekteydi. Eskişehir'in sükutu, hatta Ankara'nın istilası dahi gün meselesiydi. Hükümetin Sivas'a kadar çekilmek hesabı vardı. Ordu her an Sakarya gerisine çekilmek üzereydi. Askerlerimizin maneviyatı son derece sarsılmıştı."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti;

"İSTİKLAL MARŞI'NDA DAVAMIZI ANLATAN BÜYÜK MANASI OLAN MISRALAR VAR"

Vatan topraklarını hızla kara bulutların kapladığı bir dönemde merhum Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınan İstiklâl Marşımız, 12 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde tekrar tekrar okunmuş, ayakta dinlendikten sonra alkışlar ve gözyaşları eşliğinde Genel Kurulun ekseriyet-i azimesiyle milli marşımız olarak kabul edilmişti.

Bu topraklarda ezelden ebede hür yaşamış milletimizi esir etmeyi amaçlayan emperyalist kuşatmaya karşı verilen milli mücadele, kahraman ordumuza ithaf edilen İstiklâl Marşımızın kabulüyle kelimelerden mürekkep bir sancağa kavuşmuştur.

İstiklal Harbimizin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal, Meclis Başkanı sıfatıyla gözyaşlarının sel olup aktığı o tarihi günlerde, bu hakikati şöyle dile getirmiştir: 'Bu marş bizim inkılabımızın ruhunu anlatır. İstiklal Marşı'nda davamızı anlatması bakımından büyük manası olan mısralar vardır.

En beğendiğim yeri şu mısralardır: Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet, Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklal. Benim bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar işte bunlardır. Bu demektir ki efendiler; Türk'ün hürriyetine dokunulamaz.

"VATAN TOPRAKLARINDA BİN YILDIR ALNIMIZ AK"

Sadece yazıldığı günler bakımından değil, muhteviyatı itibariyle İstiklal Marşı, son devletimizin kurucu belgesi ve yapı taşıdır. Aynı zamanda milletimizin bağımsızlık beyannamesi ve hürriyet iradesinin manifestosudur.

Bunun için İstiklal Marşımız, Peygamber Efendimizin çetin ve çileli hicret günlerinde yol arkadaşı Hazreti Ebubekir'e seslenişinden ilhamla 'Korkma!' diye başlar: Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Evet, millet olarak hiçbir zaman korkmadık, korkmuyoruz ve korkmayacağız. Şehit kanlarıyla sulanmış vatan topraklarında nasıl bin yıldır alnımız ak, başımız dik bir şekilde hür yaşadıysak, inşallah kıyamete kadar yine hür yaşayacağız.

Kendisi muazzam bir şair olmasının yanı sıra hayatı da muhteşem bir şiir olan Mehmet Akif, İstiklal Marşı ile ilgili şunları ifade etmişti: 'O şiir bir daha yazılmaz. Onu kimse yazamaz. Onu ben de yazamam.

Onu yazmak için o günleri yaşamak lazım. O şiir artık benim değildir. O milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur. Allah bir daha bu millete bir İstiklal Marşı yazdırmasın' Ben de bugün Cenabıallah bu ülkeye ve bu aziz millete bir kere daha İstiklal Marşı yazmayı gerektirecek şartlar göstermesin diyorum.

"REZİL BİLDİRİLER"

Burada özellikle önceki hafta yaşanan süfli ve seviyesiz tartışmalar babında; yayınladıkları rezil bildirilerle devletimizin kurucu kodlarına ve milletin inanç değerlerine düşmanlık edenlerin İstiklal Marşımızı bir kez daha okumalarını, anlayana kadar tekrar tekrar okumalarını kendilerine tavsiye ediyorum.

Bilhassa şu mısralar Türk milletinin asli kimliğinin ne olduğunu, Türkiye'yi hangi iradenin kurduğunu, bu devletin hangi esaslar üzerine bina edildiğini anlamalarına çok yardımcı olacaktır:

Ruhumun senden İlahi, şudur ancak emeli: Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli. Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

Evet, Milli Mücadele'yi zafere ulaştıran, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini atan, Türk milletinin mayasını çalan asli değerler işte bunlardır. Ezandır, Kur'an'dır, şehadettir, bayraktır, hürriyettir ve her gönülde yaşayan İ'lâ-yi Kelimetullah davasıdır. Merhum Nurettin Topçu'nun İstiklal Marşımızın müellifi ile ilgili yaptığı 'Türk'ün Müslümanlıktan ayrılmayacağını bize Akif öğretti' tespiti sadece malumun ilamı değil midir?

Üstat Necip Fazıl'ın 'İçi alev alev Müslüman, dışı pırıl pırıl Türk ve içi dışına hakim, dışı içine köle' ifadesinde vücut bulan hakikat, soruyorum size bu değil midir?

Bugün Asya'dan Afrika'ya, Kafkaslar'dan Balkanlar'a Türkiye denilince, Türk milleti denilince akla ilk neyin geldiği belli değil midir Allah aşkına bu değişmez gerçeklere gözlerini kapamak, bu hakikatlere sırt çevirmek mümkün mü? Sırf birilerinin işine gelmiyor diye aslımızı, neslimizi, ruh kökümüzü inkar mı edelim?

Nesli tükenmekte olan üç-beş kart yobaz rahatsız oluyor diye bizi biz yapan kurucu değerlerimizi yok mu sayalım? Beyefendiler istemiyor diye 'Allah Allah' nidalarıyla üç kıta yedi iklimde at koşturan kahraman ecdadımızı ret mi edelim?

"BİZ ASLIMIZA SIRTIMIZI DÖNMEYİZ"

Kimse kusura bakmasın, biz bunu yapmayız, yapamayız. Biz aslımıza da ceddimize de sırtımızı asla dönmeyiz. Kim ne derse desin, kim hangi bildiriyi yayınlarsa yayınlasın, bizi biz yapan hasletlere sıkı sıkıya sarılacağız.

Hiçbir dahili ve harici bedhahın, hiçbir gücün bu hasletlere zarar vermesine; inancımızı ve irademizi kırmasına, bu milleti sahte ve sanal korkularla esir almasına müsaade etmeyeceğiz. 86 milyon hep birlikte birbirimizin hukukuna ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hukukuna canımız pahasına sahip çıkacağız.

Türkiye Cumhurbaşkanı olarak, AK Parti Genel Başkanı olarak, hepsinden öte bu aziz ve asil milletin bir evladı olarak İstiklal Marşımıza da istiklalimize de son nefesimize kadar sahip çıkacağımızı, bunları korumak için gerektiğinde göğsümüzü siper edeceğimizi bugün bir kez daha ilan ediyorum.

Bu vesileyle, istiklalimizin olduğu kadar istikbalimizin de tapu senedi olan İstiklal Marşı gibi nadide bir hediyeyi bizlere armağan eden büyük mütefekkir, münevver ve dava adamı Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle yad ediyorum. İstiklal Marşımızı kabul eden Meclisimizin muhterem üyelerini rahmetle ve minnetle anıyorum.

Yine bu vesileyle Kurtuluş Savaşımız başta olmak üzere bin yıldır cennet vatanımızı mübarek kanlarıyla sulayan tüm şehitlerimize, tüm gazilerimize Cenabıallah’tan gani gani rahmet niyaz ediyorum. Rabbim ruhlarını şad, mekanlarını inşallah cennet eylesin.

İRAN'DAKİ GELİŞMELER 

Bölgemizde uzun bir süredir krizlerin ve çatışmaların ardı arkası kesilmiyor. Kuzeyimizden güneyimize mevcut çatışmalar sona ermeden maalesef bunlara her gün bir yenisi ekleniyor. İşte en son İsrail’in tahrikleriyle komşumuz İran’a karşı başlatılan savaş, hem coğrafyamızda hem de küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu.

Sorunların masada çözülme imkan ve ihtimali varken; yanlış hesaplar, yanlış değerlendirmeler ve elbette gözünü kan bürümüş bir şebekenin kışkırtmaları neticesinde bölgemiz yeniden kan ve barut kokusuyla kaplandı.

Saldırının başladığı ilk gün bir ilkokulda maalesef 175 kız öğrenci katledildi. İran'da hayatını kaybedenlerin sayısı 2 bine ulaştı. Bu arada dini lider Ali Hameney başta olmak üzere üst düzey İranlılar suikast yoluyla öldürüldü.

Komşumuz İran'ın altyapısına ağır zayiat verdirildi. Ekonomik ambargo ve ağır yaşam koşulları altındaki İran halkı şimdiden her gün devam eden bombardımanla hayatta kalma mücadelesi veriyor.

Kadın, çocuk, yaşlı, sivil ayrımı yapmadan topyekûn bir halka, gelişmelerde hiçbir sorumluluğu yokken ağır bedeller ödetildiğini üzülerek görüyoruz. Petrol üretim tesislerinin, su ve enerji altyapısının, ulaştırma altyapısının vurulduğuna, insanların cezalandırıldığına şahit oluyoruz.

Öte yandan İran'a yönelik saldırılar, başta petrol fiyatlarının artması olmak üzere küresel ekonomi üzerinde de ciddi baskı kuruyor. Şimdiden sadece savaşın bizzat içindeki ülkeler değil, bütün dünya bu çatışmaların faturasını ödemeye hazırlanıyor.

Bu anlamsız, kuralsız ve hukuksuz savaşın devam etmesi durumunda daha fazla can ve mal kaybı olacağını, küresel ekonominin faturasının daha da kabaracağını hepimiz şimdiden görüyoruz.

"DOST VE KARDEŞLERİNE SIRTINI DÖNEN BİR ÜLKE DEĞİLİZ"

Bakınız burada bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum; Türkiye olarak çevresindeki krizlere duyarsız kalan, kriz anlarında dost ve kardeşlerine sırtını dönen bir ülke değiliz. Biz "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" zihniyetiyle hareket eden nemelazımcı bir ülke hiç değiliz.

Tam tersine biz krizlerin çözümü için risk alan, sorumluluk alan, gerektiğinde elini taşın altına koyan bir devletiz, böyle bir hükumetiz. Nitekim gerilimin çatışmaya dönüşmesini engellemek, meselenin müzakere ile çözülmesini sağlamak için yıllardır çaba sarf ediyorduk.

Çatışmaların başladığı günden bugüne hem İran hem Amerika Birleşik Devletleri hem de ilgili bölge ülkeleriyle temaslar kurduk. Bu kapsamda 20'nin üzerinde telefon görüşmesi gerçekleştirdim. Diğer arkadaşlarımız aynı şekilde muhataplarıyla sürekli temas içinde oldular.

"SİLAHLARIN SUSMASI İÇİN UMUDUMUZU KAYBETMEDİK"

Elbette şu anda da silahların susması için umudumuzu halen kaybetmedik. Bu savaş büyümeden, bölgeyi tamamen ateşe atmadan durdurulmalıdır.

Şayet diplomasiye şans tanınırsa bunu başarmak pekala mümkündür. Yeniden masaya ve müzakereye dönülmesi, yeniden diplomasinin devreye alınması için girişimlerimizi sabırla sürdürüyoruz. İçinde bulunduğumuz sürecin hassasiyetine binaen çok dikkatli konuşuyor, kelimelerimizi özenle seçiyoruz.

Türkiye'yi rotasında tutmak ve etrafını saran ateşten korumak için son derece temkinli hareket ediyoruz. Aynı şekilde başta mezhep kavgası olmak üzere bölgemizde sahnelenmek istenen kanlı senaryolara karşı da gerekli tedbirleri alıyoruz. Dün Milli Savunma ve Dışişleri Bakanlarımız, Gazi Meclisimizi kapalı oturumda bilgilendirdi.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: